İMKB Değerleri
  • USD2.34 USD
  • EURO2.79 EURO
  • Altın88.81 Altın
  • Benzin4.19 Benzin
  • İMKB 30122,129.41 İMKB 30
  • IMKB 10099,547.68 IMKB 100

SON Dakika

  • Eklenme Tarihi :
  • 29 Mart 2014, Cumartesi 12:02

Divan-i Hümayun nedir?

takip edin
Divan-i Hümayun nedir?
0/10 (0 kişi)
Facebook Twitter

Divan-i Hümayunu merak edenler için Topkapı Şifresi kitabımdan bir bölümü aktarıyorum.

İstanbul haber

Rüzgarhan’ın bu cümlesi sessizliğe neden oldu. Sultan anne devam etti.
“Padişah seferde değilse ordunun başına geçiyormuş.”
“Yine Padişahın yetkileri oluyor muymuş ordunun başına geçtiğinde?”
“Oluyormuş. O zaman ona Serdar-ı Ekrem deniliyormuş.”
“Sultan babaanne Kazasker?”
“Kazasker idari bir görevmiş. Aslında Kadı ve Asker kelimelerini bir araya getirmişler. Osmanlıda en yüksek yönetici durumunda olanlara denirmiş. Şimdi Defterdar’ı soracaksın değil mi Rüzgarhan!”
“Evet, Babaanne sultanım.”
“Defterdar maliye nazırına verilen addır. Defterdar aynı zamanda Divan-ı Hümayun üyesidir.”
Ihlamurundan bir yudum daha aldı. Boğazını yumuşatmıştı içtiği ılık sıvı… Devam etti.
“Para konusu her zaman olduğu gibi o zamanlarda da çok önemliymiş. Osmanlıda iki büyük hazine varmış.

  • Birincisi bütün devlet gelirlerini toplayıp muayyen kanunlarla, mahallerine veren sarf eden Divan-i Hümayun hazinesi,
  • Buna dış hazine denilirmiş, Diğeri ise;
  • Yine muayyen kanunlarla toplanarak,
  • İhtiyaç halinde Divan-i Hümayun hazinesine,
  • Yardım eden iç ihtiyat hazinesi olan,
  • Hazine-i hassa ve ya Hazine-i Enderun…”

 

Rüzgarhan gülümsedi.
“Af buyurun babaanne sultan Enderun kelimesi kulağa ne kadar hoş geliyor. Enderun. Enderun.”
“Evet. Enderun Osmanlıda devlete üst düzey yöneticisi yetiştiren okul…”
“Öylemi çok şaşırdım. Ne olur tekrar af buyurun. Benim ilgimi çekti. Konu dağılıyor ama bu konuda bir şeyler söyleyebilir misiniz?”
“Enderun bir saray okuluymuş.
—II. Murat zamanında kurulmuş. Burada; kuran-ı Kerim, tefsir, hadis, kelam gibi dini dersler, şiir, dilbilgisi, Arapça, Farsça gibi dil ve edebiyat dersleri, matematik, coğrafya, mantık gibi müspet ilimler ders olarak okutulurmuş.”

Rüzgarhan hemen söze atıldı.
“Bunların işleri bizden de zormuş!”
Sultan anne ilk defa boş bulunup güldü.
Bu hepsini rahatlatmıştı. Mihriban Sultan, oğluna gülümseyerek baktı.
“Bunların işleri bizden zormuş.”
“Zormuş değil mi küçük Şehzade.”
“Öyle Vallahi Sultan babaanne...”
“Yalnız bu kadarla da kalmıyorlarmış Küçük Şehzade. Sarayın geleneği ve görgüsü öğretiliyormuş. Protokol kaideleri, bürokratik işler de öğretiliyormuş.”
“Gerçekten zormuş işleri.”
“Rüzgarhan Şehzade sabırlı ol daha da var. Bütün bunların yanı sıra çeşitli sanat kollarında ve sporla da ilgili dersler görüyorlarmış.”
Rüzgarhan bu sefer abartılı bir ses tonu ile
“İyi ki ben o zaman şehzade olmamışım. Yanmıştım Vallahi.”
Mihriban düşüncelerini bir kenara fırlattı adeta oturduğu yerde biraz daha doğrulur gibi bir hareket etti. Oğlunu uyarmalıydı. Nasıl böyle konuşabiliyordu. Üstelik kayınvalidesi Sultan annenin yanında!
“Rüzgarhan şehzade ne dediğinin farkında mısın?”
“Ya pardon ya… Boş bulundum.”
Babaannesine baktı. Şaşılacak bir şeydi babaannesi sinirlenmemişti. Belli etmeden gülümsüyordu.
“Neyse şimdi gelelim Lala, Kapı halkı, Peyk’lerin ne olduğuna?
Lala; Saraya alınan acemilerin terbiyesine memur edilenler. Sadece sarayda değil zenginlerde çocuklarının terbiyesi için Lala tutarlarmış. Bir nevi hoca da diyebiliriz.
Şöyle de özetleyebiliriz. Çocuğun bakım, eğitim ve öğretimiyle görevli kimse… Ayrıca Şehzadelerin özel eğitmenleri...”

Rüzgarhan yine söze girdi.
“Bizde şehzadeyiz. Bizim niye lalamız yoktu?”
Sultan annenin yüzü asılmıştı.
“Sizler sürgündeki şehzadelersiniz.”
Bir süre kimse konuşmadı. Yine büyük hanım ilk konuşan oldu.
“Kapı Halkı’nı söyleyeyim şimdide… Sadrazam, vezir, valiler, beylerbeyi gibi devlet büyüklerinin yanında hizmet görenler birde zengin ve büyük evde çalışanlara denirmiş.” Fatihcanhan;
“Divan’ı bir hatırlatabilir misiniz Babaannem Sultanım.”
“Şehzadem Divan Devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı kurul.”
Sözünü tamamlamadı. Ayağa kalktı. Oturanlar şaşırdılar. Herkes ayağa kalktı. Sultan anne kaşlarını çatmıştı. Etrafındakilere baktı. Bir süre yerdeki halıyı inceledi. Kendisini merakla takip edenlere bir daha baktı.
“Anlaşıldı. Ben başa döneceğim. Hepsini yeniden anlatacağım. Vakit çok geç değil. Salona gidelim hep beraber. Kimler varsa anlattıklarımı onlarında dinlemesini istiyorum. Bu gece farklı bir gece olacak anlaşıldı. Birçoğunuzun hiçbir şey bilmediği ortada...”
Rüzgarhan merakla sordu.”
“Sultan babaannem siz bütün bunları bu kadar detaylı nereden biliyorsunuz?”
“Atalarımın anlattıklarından ve geceler boyu okumamdan yavrum. Hani ‘Sultan babaanne yinemi okuyorsunuz? Bu gece yine uyumamışsınız hep okumuşsunuz’ dediğiniz gecelerin eserleri bu size anlattıklarım.

  • Çok okumalı çok bilmeliyiz
  • Bizden sonrakilere anlatmalıyız
  • Biz farklıyız söylemeliyiz
  • Biz Osmanlıyız…
  • Çok hayallerimiz ümitlerimizle
  • Hasretliklerimizle
  • Vuslatı beklememizle
  • Gerçekleşecek rüyalarımızla…
  • Biz farklıyız
  • Biz asiliz
  • Biz Osmanlıyız…

Bunları gururla söylemişti. Fatihcanhan gülümsedi.
“Şiir veya farklı bir anlatım şekli bizde irsi galiba! Bende birçok zaman hayallerime bile farklı düşündüğümü fark ettim. Şiir gibi, dizeler sıralanmış gibi… Enteresan!”
Sultan anne kendinden oldukça emin konuştu.
“Bu tabii ki irsi… Osmanlı’daki bütün sultanlar nerede ise şairdi. Bu taşıdığımız kanda var. Genlerimizde var.”
Fatihcanhan babaannesinin gururlanmasını bir süre izledi.
“Sizi böyle görmek ne kadar güzel!”
“Nasıl görmek?”
“Böyle işte. Kendinden emin. Gururlu…”
“Sağ olasın.”
Bir süre düşündü. Hiçbir zaman nerede kaldığını unutmadığı gibi yine unutmadı. İfadesini bile hatırladı. Kaşlarını çattı ve devam etti.
“Büyükler bilgili olmalı ki gençleri iyi yetiştirsin. Atasını geldiği yeri bilmeyenin yarınları hiç olmaz. Üstelik bizler saray kökenliyiz. Bizler Osman oğullarıyız. Bizler çok ama çok büyük bir imparatorluğun üyeleriyiz. Bunları bilmemiz gerekli. Bilmeyenlere öğretmek boynumuzun borcu... Bu gece öğrendim ki yanlış yapmışım. Bildiklerim benimle mezara gidecek olduktan sonra ne işe yaradı. Hâlbuki sizlerde öğrenmeli ve sizden sonra olanlara anlatmalısınız. Bizim şanlı ecdatlarımız var. Bize bıraktıkları asaletin getirisi olan makamlarımızın hakkını vermeliyiz.” Anlatacaklarının çok yerinde ve akıllıca üstelik derinlemesine olması için düşünerek konuşurdu. Yıllardır okurdu. Türkiye’den gelen kitaplar, torunlarının aldığı Fransız yazarlarının Osmanlı hakkında yazdıkları, onun her zaman başucu kitapları olmuştu. Gençliğinde;
‘Bizim hakkımızda ne yazıyorlar?’ diye merakından bildiği Fransızcasına bir de İngilizce eklemişti. Durmadan araştırıyor okuyordu.

Topkapı Şifresi kitabımdan bir alıntı…


Nazan Şara Şatana

 

Divan-i Hümayun nedir?" haberi için yapılan yorumlar.

BENZER HABERLER

ÖNE ÇIKAN HABERLER
YORUMLAR
copyright 2013 Habermonitor.com